of 15

Bağıntı Kuramı Çerçevesinde Konuşma Çözümlemesi

63 views
All materials on our website are shared by users. If you have any questions about copyright issues, please report us to resolve them. We are always happy to assist you.
Share
Description
ÖZ Bağıntı Kuramı, Sperber ve Wilson’ın 1986 yılında ortaya attıklarıbir kuramdır. Bu kurama göre, insan zihninde yer alan ve sürekli değişmeye/gelişmeye devam eden bağıntılar iletişimin temelini oluşturmaktadır. Bu çalışmada, doğal konuşmaya dayalı
Tags
Transcript
  1 ÖZ   Bağıntı Kuramı, Sperber ve Wilson’ın 1986 yılında ortaya attıkları    bir kuramdır. Bu kurama göre , insan zihninde y er alan ve sürekli değişmeye/gelişmeye devam eden  bağıntılar iletişimin temelini oluşturmaktadır. Bu çalışmada, doğal konuşmaya dayalı çeviriyazı verilerinden elde edilen kesitler, Karşılıklı Konuşma Çözümlemesi yöntemiyle çözümlenmiştir. Çözümlemeler sonucunda saptanan bulgulara göre  bağıntı unsurları hem bilişsel hem de dilsel düzeyde konuşmayı oldukça etkilemektedir. BAĞINTI KURAMI ÇERÇEVESİNDE DOĞAL KONUŞMA ÇÖZÜMLEMESİ  1.   GİRİŞ   Bağıntı Kuramı, edimbilime bilişsel açılardan yaklaşan Sperber    ve Wilson’ın (bundan böyle SW) 1986 yılında ortaya attıkları bir kuramdır.   Bağıntı Kuramının temelinde iletişim   yatmaktadır. Ancak SW, iletişim   temelinde tanımlamalardan yola çıkmak yerine iletişim   sırasında insan zihninde süregelen süreçlerle ilgilenmiş tir. Bu amaçla SW , Grice’ın iletişime   dair İşbirliği İlkelerinden yararlanırken aynı zamanda  bu ilkelerin iletişimi   açıklama bakımından oldukça zayıf kaldıklarını belirtmiştir  . Buna karşın, SW’ye göre Grice’ın ilkeleri iletişime açıklık getirmesi açısından önemli bir adım olmuştur. SW kod temelli iletişim tanımının yetersiz bir inceleme olduğunu savunarak iletişimin sadece kod çözmekten ibaret olmadığını savunmuştur. İletişimin  bir çıkarım mekanizması olduğunu dile getiren SW, çıkarım yapmanın aynı zamanda i letişimin yapı taşı olduğunu belirtmiştir. Buna göre, dinleyicinin iletişim sırasında yaptığı çıkarımlar aynı zamanda iletişimin amacını oluşturmaktadır. Dinleyici, konuşucunun amacına dair çeşitli çıkarımlar yaparak iletişimi yürütmektedir  . Dinleyici ise,  bu çıkarımları konuşucunun tutumuna bağlı olarak yapmaktır. Bu noktada dinleyici konuşucuya dair zihninde yer alan art alan bilgilerini değerlendirmekte ve çeşitli tahminler yürüterek konuşucunun amacını çözümlemeye çalışmaktadır ( Sperber ve Wilson, 1995: 32).  2 SW ayrıca kod temelli ve çıkarım temelli iletişim modellerinin bir arada  bulunabileceğini ve bazı iletişim biçimlerinde kod temelli iletişim in daha fazla ön  plana çıkabileceğini belirtmiştir.   Diğer yandan karmaşık iletişim biçimleri iki   iletişim modelini de içerebilmektedir; her iki model de birbirinden yararlanabilir ve aynı iletişim ortamlarında kullanılabilirler.   Bağıntı kuramından önce,   Grice iletişimi işbirliğine dayandırarak iletişim sürecindeki her katılımcının bir amacının olduğunu belirtmiştir. Grice’a göre konuşucular birbirlerine karşı iletişimsel sorumluluklarının farkında ve amaçlarına uygun b içimde konuşmalarını biçimlendirmektedir. Bu bağlamda Grice, İşbirliği İlkesi olarak adlandırdığı modelde konuşmaya dayalı çeşitli ilkeler belirlemiştir. Bu ilkeleri ise dört ulam altında toplamıştır.  I.    Nitelik İlkesi: Konuşma gerçeğe uygun olmalı. Gerçeğe aykırı bilgi içermemeli.  II.    Nicelik İlkesi: Konuşma bilgilendirici olmalı ve gerektirdiği kadar bilgi içermeli.  III.   Tarz İlkesi: Konuşma açık ve düzenli olmalı; anlam bulanıklığı içermemeli. Belirsiz ve gereksiz ifadeler içermemeli . IV.   Bağıntı İlkesi: Konuşma konu ile bağıntılı olmalı.   Grice, konuşmaya dair ortaya koyduğu ilkeleri konuşmanın temel yapı taşı olarak sayarak aslında ideal konuşmanın sınırlarını belirlemiştir. Ancak konuşma sırasında konuşucuların bu ilkelere uymadığı ve birçok kuralı ihlal ettiği durumlar ortaya çıkmaktadır. Dinleyici ve konuşucu arasında farklı bir işbirliği zemini oluşturan bu yapılanma ise, konuşmanın amacını belirlemekte rol oynamaktadır. Konuşucular ve dinleyiciler arasında oluşan bu bağ, aynı zamanda Bağıntı Kuramının da çıkış noktası olmaktadır. Grice’ın ilkeleri arasında yer alan B a ğıntı İlkesi birçok durumda geçerliğini korumaktadır. Bunun nedeni ise konuşucu ve dinleyici arasında konuşma süresince kurulan anlaşma ve konuya bağlılık isteğinden ileri gelmektedir. Konuşucu ve dinleyici arasındaki bu doğal anlaşma yöntemi, aynı zamanda Grice’ın konuşmaya dair yapmış olduğu katkıların da göstergesi olmaktadır   (Sperber ve Wilson, 1995).  3 2.   K URAMSAL ÇERÇEVE   SW’ye   göre her insan yaşadığı ortak çevrede bilgiyi farklı yorumlamakta ve buna dair gösterim ve sunumlarını da farklı biçimlerde yerine getirmektedir. Bu da insan zihninin birbirinden farklı bilgiler içeren kaynaklara maruz kalmasından ileri gelmektedir. Çevreyi algılama    biçimi bireyden bireye değişmekle birlikte,   aynı zamanda yapılan çıkarımlar da değişmektedir. Bu anlamda bireylerin bilişsel çevreleri değişim göstermektedir. SW’ye göre ‘’bireyin bilişsel çevresi, bireyin gördüğü gerçeklerden ibarettir’’. Bu da bireyin gördüğü ve algıladığı her şeyin  bireyin zihninde oluşan gerçeklikle ri olu şturduğuna işaret etmektedir. Bireyin farkında olduğu gerçekler bir bakıma ileride zihninde oluşacak olan diğer gerçekliklerin de temelini oluşturmaktadır. Bellekte saklı tu tulan bilgi, bil işsel becerilerin de parçasıdır ( Sperber ve Wilson, 1995: 40). Zihinde oluşan gerçeklikler ya da çıkarımlar bir arada bulunurken, diğer yandan  bireyin bu birikimleri ayrıştırması da gerekmektedir. Ayrıştırma yoluyla bireyler  birimler arasındaki farkları gözeterek farklı çıkarımlar yaparlar ve bir anlamda zihinsel gerçekliklerini ulamlandırırlar. İki farklı bireyin bilişsel çevrelerindeki gerçekl er ve çıkarımlar zaman zaman birbiriyle örtüşmektedir. Örtüşen bu birimler iki birey arasında ortak bir bilişsel düzey oluşturarak, birbiriyle benzer bilişsel çevrelerinin oluşmasına neden olmaktadır. Ancak, b ilişsel çevreler hiçbir zaman tamamen örtüşmemektedir    / aynı olmamaktadır  . Bunun nedeni, ise bireylerin farklı gerçekliklere maruz kalarak farklı bilgi birikimlerinin oluşmasından kaynaklanmaktadır. Bireyler  benzer çıkarımlar yapabilseler bile , bu durum bireylerin tamamen aynı çıkarımlara sahip oldukları anlamına gelmez. Benzer bilişsel çevreler sadece , bireylerin ortak bir  bilişsel çevreyi paylaştıkları anlamına gelmektedir.   İletişim dinleyici ve konuşucu arasında belli bir düzeyde eşgüdüm gerektirmektedir. Bu da kod ve bağlam seçimi etrafında toplanan bazı noktaları işaret etmektedir. Bu ortak eşgüdümün kaynağı ise paylaşılan bilgidir; ortak ve paylaşılan  bilgi sayesinde konuşucu ve dinleyici ortak bir içerik hazırlayarak iletişimi yürütmektedir  . Asl ında paylaşılan bilgi, paylaşılan bilişsel çevrenin de kendisidir.  Bir  eyin bilişsel çevresinde edindiği bilgi birbiri üstüne eklemlenerek değişmektedir. Eski bilgiler var olan çıkarım ya da varsayımları içermektedir. Yeni  4  bilgiler ise var olan var  sayımlarla uyum içinde işlemlenmektedir. Bu da bağlamsal etki  ( contextual effect  ) kavramıyla örtüşmektedir. Bağlamsal etkiler  , yeni bilgiler ve eski  bilgiler arasındaki etkileşimleri ve buna  bağlı   oluşan bağlamsal sezdirimleri  ( implications ) ifade etmektedir; sezdirimler  bağlamın gelişmesine katkıda  bulunmakta ve bağlamlaştırma ( contextualization ) süreci ni yürütmektedir. Bağlamsal etkilerin  belli başlı sonuçları ise iki türlüdür. Birincisi, bağlamsal etkiler eski varsayımların gelişmesini sağlayabilir. İkinci olarak ise yeni bilgiler eski  bilgilerin yerini alabilir. Bu anlamıyla bağlamsal etkiler yeni bilgilerin   ve varsayımların    bağlamlaştırılmasını sağlayarak     bireyin zihninde yeni bağlamsal birimler oluştururlar. Bu doğrultuda  bağlamsal etkilerin, anlamlandırma sürecini yürüttüğü ve sezdirim, güçlendirme ve var olanı değiştirme gibi farklı etkilerinin olduğu görülmektedir. Konuşma süresince dinleyici düzeltme ve yapılandırma yoluyla birçok çıkarımda bulunur   ve bu da art alan  bilgisinde bazı değişikler olmasına neden olabilir. Bir sözcenin yorumlanması ise sadece çıkarımların oluşmasından ibaret değildir. Sözcenin yorumlanması aynı zamanda var olan, yani işlemlenen , çıkarımlar üzerine yeni çıkarımların yapılandırılması ve   aynı zamanda bu yapılandırma sürecinde yeni ve eski çıkarımlar arasındaki etkileşimin bağlam içerisinde anlam kazanması anlamına gelmektedir. Yani  başka bir değişle, konuşma sırasında bağlam tekrar ve tekrar yeniden yapılandırılarak sürdürülmektedir. Bu doğrultuda konuşma süresince yapılandırılan bağlam yeni ve eski bilgiler arasında doğal bir köprü  haline gelmektedir. İletişimin bilişsel düzeyini ifade eden bu açıklama aynı zamanda iletişimin sadece ‘alıcı’ ve ‘gönderici’ arasında gerçekleşen bir aktarım süreci olduğu   kanısını reddetmektedir. SW’ye göre iletişim, ‘dinleyici’ ve ‘konuşucu’ arasında çıkarım ve bağlamın kritik rol oynadığı; bağlamsal etkilerden dolayı da bağıntının derecelendirildiği  ( degrees of relevance )  bir iletişim modeli üzerinde durmaktadır.   Bağlamsal etkiler zihinsel süreçlerdir ve zihinsel süreçler de belli bir ölçütte zihinsel çabayı beraberinde getirmektedir. Bağıntı Kuramında işlemleme çabası (  processing effort  ) olarak adlandırılan bu kavram bağlamın ya da bağıntının zihinde işlemlenme hızına işaret etmektedir. Bağıntının zihinde daha fazla yer tutması, yani konuşmanın daha fazla bağlamsal birim içermesi, işlem lenm e hızının daha az olmasını sağlayacaktır. Bağıntının az olması ise daha fazla işlemle n me hızı   olduğu anlamına gelmektedir. Yani özetlemek gerekirse, daha fazla bağlamsal etki içeren bir çıkarım  5 dinleyici için daha bağıntılıdır. Daha bağıntılı olan çıkarımlar da daha az işlemleme çabası gerektirmektedir.   Aynı zamanda bu durum bağıntıların derecelendirilmesini de sağlamaktadır   (Sperber ve Wilson, 1995). Bağıntı Kuramı, iletişimi bağlam odaklı olarak değerlendirdiği için edimbilim ve  bilişsel dilbilim arasında doğal bir köprü niteliğindedir. Tendahl, Bağıntı Kuramının  bilişsel sisteme dair yapmış olduğu katkılardan bahsetmiştir.   İlk olarak bireyler, sahip oldukları kaynakları bağıntı potansiyeli yüksek birimlere yöneltmektedir. Bağlamsal olarak yakın gördükleri birimler üzerinde yoğunlaşmaktadırlar. Diğer yandan bireyler  bilişsel düzeylerini göstermek için de bağlamsal süreçlerden yararlanmaktadır. Bu anlamda Bağıntı Kuramı insan zihninin bilişsel   yapılanmasını en iyi ifade eden yollardan biridir (2009: 181). Bağıntı Kuramının bir başka dayanağını oluşturan Fodor’un yaklaşımları ise insan zihnine yöneliktir. Fodor, insan zihninin çeşitli   b irimlerden oluştuğunu ileri sürmüştür. Bu birimler kendi içinde alanlara ayrılmakta ve doğuştan özgülleşmiş olarak donatılmıştır. Beyindeki bu birimler ayrıca kendi içlerinde otonom  bir yapılandırmayı da ifade etmektedir (1983: 36). Bilişsel dilbi lim ve Bağıntı Kuramının uyum göstermediği noktalar da vardır. Bunlardan biri de dilin  bilişsel boyutu üzerine olmuştur. Croft ve Cruse, dilin otonom bir bilişsel birime sahip olmadığını ileri sürmüşlerdir (2004: 1). Aynı doğrultuda Lakoff ve Johnson, zihn in  bağımsız olmadığına işaret ederek duyusal ve motor becerilerle ortaklaşa işlemlendiğinden bahsetmiştir (1999). Bunun aksine Sperber, sözcelerin anlamlandırıldığı bir birimin otonom olarak zihinde görev aldığını ve bu birimin merkezi bir işlemlendirmeye bağlı kalmadığını belirtmiştir (2000b: 1 36). 3.   AMAÇ   Çalışma, Bağıntı Kuramı çerçevesinde doğal konuşmaların çözümlenmesini ve konuşma çözümlemesi bağlamında açıklanmasını amaçlamaktadır. Konuşmanın çözümlenmesi bağıntıların nasıl işlemle n diğine   dair örnekler oluşturacak ve bağlamın konuşmada ne kadar yer tutabileceğini ortaya koyacaktır.   4.   VERİ TABANI VE YÖNTEM   Çalışmada veri tabanı olarak doğal konuşma verileri kullanılmıştır. Bu veriler, konuşmacılardan gerekli izinlerin alınmasıyla beraber ses kayıt yöntemiyle elde
Related Search
We Need Your Support
Thank you for visiting our website and your interest in our free products and services. We are nonprofit website to share and download documents. To the running of this website, we need your help to support us.

Thanks to everyone for your continued support.

No, Thanks